Site taşındı

Sevgili arkadaşlar, eski yazıları da taşıdığım Sinemname sitesinde yeni yazılarım ile devam edeceğim.

E-posta ile yeni blog sayfasını da takip edebilirsiniz.

Görüşmek üzere…

Çocuk olmanın yaşı yok

Yaşı ne olursa olsun, karşımızdakilerin ne kadar naif olabileceğini unutmayalım.

Öğrenciyken, düzenli olarak hastanedeki çocuklarla ilgilenmeye giderdik. Bir gün çocuk cerrahisi servisinde yatan 5 yaşındaki bir çocuğa kitap okuyordum. Ben çocuğun sağında sandalyede oturuyordum ve okuduğum masal kitabının tabi ki resimlerini de ona gösteriyordum. 

Neredeyse kitabın ortalarına gelmiştim ki, çocuğun solundaki yatakta yatan 12-13 yaşlarındaki erkek hastanın da eğilip resimlere bakmaya çalıştığını farkettim. Birden kan beynime sıçradı, ben nasıl düşünememiştim bunu?!? Belli ki utanmış bana söylemeye, koskoca adam olmuş artık masal dinlemek olur mu hiç? Olur ya, niye olmasın? Hele de hastane odasında yalnızsan, hele de hastalığın yüzünden çok korkmaktaysan, belki de bu masalı daha önce hiç dinlememiş veya okumamışsan. 

“Ben en iyisi ortanıza oturayım, sen ordan rahat göremiyorsun” dedim sesim titreyerek, ağlamamak için zor tuttum kendimi. Ve üstüste 4-5 kez okudum o kitabı. İstese kendisi de alıp okuyabilirdi ama ya aklına gelmedi, ya utandı masal kitabı okumaktan, ya da sadece o anda dinlemek istedi bir başkasından.

Düşünsenize, o yaşlarda bir erkek ergen. Dersiniz ki aklı fikri top oynamak, bilgisayar oyunu, kızlar, sigara içmek, vb. Ama her insan gibi o da ilgiye muhtaç. 

Çocuk olmanın yaşı yok. Erişkinlik çocukluktan apayrı bir kavram değil, çocukluğun üzerine kurulmuş bir kavram. Yaşımız kaç olursa olsun, temelinde hepimizin çocukluk var ve hiç bir yere gitmiyor. Bu çok güzel birşey çünkü bizi biz yapıyor. 

Aklıma gelmişken, çocuk kitapları okuyun. Çocuğu olanlar genelde okuyor ama sadece ona okumayın, kendinize okuyun esasen, onlar zaten dinliyor olacak. Çocuğu olmayanlar ya da çocukları büyümüş olanlar da deneyince hak verecekler. Bence çocuk kitapları bize insan olduğumuzu hatırlatıyor. 

“Künefe yiyorum ama şeker yükleme testini yaptırmam!”

Gebelik takiplerinin en önemli basamaklarından biri olan “şeker yükleme testi” ile ilgili son yıllarda bazı spekülasyonlar ortaya çıktı. Malum, Canan Karatay isimli birisi tarafından bu testin fetusa zararlı olduğu “hiç bir bilimsel kaynağa dayanmadan” iddia edildi. Bu kişi yüzünden birçok gebe bu testi yaptırmadığı için gestasyonel diyabet tanıları atlandı ve malesef sonuç olarak çok sayıda hasta bebek dünyaya geldi. 

Testin adı gerçekten korkunç: şeker yükleme! Belki “diyabet taraması” gibi daha uygun bi isimle bu önyargılar düzeltilebilir. Karatay’ın kullandığı “500gr’lık bebeğe 50gr şeker yüklüyorlar!” ifadeleri aslında bize çok komik geliyor. Çünkü Karatay’ın dediği gibi olsaydı, her tarama testinde annenin karnına bir iğne batırıp, bebeğin göbek kordonundaki toplardamara bir kateter takıp (ki bu işlem çok zor bir işlemdir, çok nadir tedaviler için uygulanır) buradan bebeğe 50gr şeker yüklenmesi şeklinde olabilirdi ancak. Oysa ki test, yaklaşık 6000ml kan hacmine sahip olan gebeye 50gr şekerli su içirildikten (yani damardan bir yükleme değil) sonra kan şekerinin bakılmasıdır yalnızca. Bu sayede annenin hormonal mekanizmalarının iyi çalışıp çalışmadığı anlaşılır. Kan şekeri normal gelirse başka bir uygulama gerekmez, hormonal denge normaldir. Kan şekeri yüksek gelirse daha ileri bir aşama olan 100gr şeker yükleme testi yapılarak tanı netleştirilir, gebenin tedavisine karar verilir.

Bütün bunları niye anlattım, çünkü durum tam anlamıyla traji-komik! Kulaktan dolma bilgilerle 50gr şeker yükleme testini yaptırmadığı için bebeğini koruduğunu sanan birçok gebe, her gün hatta günde birkaç kez 50gr’dan daha fazla şekeri zaten tüketiyor! 

Nelerle mi?

1 porsiyon künefe

1 porsiyon ekmek kadayıfı

4 adet şekerpare

2 porsiyon ıslak kek

100gr çikolata

200gr dondurma

Bunlar ilk etapta aklıma gelenler. Tatlı krizi gelmiş gebelere sorsak kim bilir neler çıkar.

50gr şeker yükleme testine de, giderken bi yarım limon götürün bence 😋

Kolay ebeveynlik

Bugün bir ürün gördüm internette: kolay kavranabilen tırnak makası. 

Tedirgin bir anne-baba canlandırın gözünüzün önünde, ilk bebeklerini bekliyorlar,nasıl  bakacaklarını bilmedikleri için çok endişeliler çünkü daha önce hiç bir bebeğin büyütülmesine şahit olmamışlar. Eskiden insanlar geniş aile olarak yaşarken illa ki kuzen, yeğen, vb bir bebeğin bakımını farkında olmadan gözlemliyorlardı, en azından bi kucağına almışlıkları vardır. Çekirdek aile olarak yaşamaya başladığımızdan beri, bebek bakımı da dahil bir çok aile görgüsünü öğrenemez oldu insanlar. Şanslı olanlar kendi kardeşlerinin bakımına katılmış olabilir ama ötesi çok nadir. Bir çok babanın ilk kucaklarına aldıkları bebek kendi bebekleri oluyor. Aslında bu çok acı.

Tedirgin aileye geri dönüyorum, çok uzak sayılmazlar, öyle değil mi? Çevremizdeki hemen hemen her yeni aile olabilir, hatta siz de bu dönemden geçtiniz veya geçeceksiniz. Bu kadar endişe doluyken karşına çıkan ürünün ismine bak: kolay kavranabilen tırnak makası. “Yani diğerleri zor mu kavranıyor?” (Endişe tavanda) “Tamam, kolay kavrananı alıyoruz.”

Boğulmayı önleyici yastık. “Boğulma mı?!? Aman Tanrım! Hemen alıyorum.” (Ailenin o anda düşündüğü: bu yastığı almazsam bebeğim boğulabilir)

Bakış açıları son derece farklı iken bu ürünler nasıl anlaşılıyor: reflü yastığı, emekleme dizliği, bel koruyucu, solunum izleme cihazı, neler neler… Firmalar da yeni ebeveynlerin endişelerini suistimal etmeyi malesef çok iyi başarıyorlar. 

Bebek mağazalarını ve internet sitelerini lütfen ciddiye almayın. Yeni ebeveynleri dinlemek de pek doğru olmayabilir, sürekli bir rekabet “aaa siz almadınız mı kolik önleyici biberondan?!? Bizim ilk aldığımız üründü, cık cık cık” falan kınamalar. Sizden en az 2-3 yıl tecrübeli, sizinle rekabet döneminde olmayan annelerle konuşmanız iyi olacaktır. 

Ama her tavsiyeyi uygulayın demiyorum tabi. Tırnak makasının kolay kavranabileni belki vardır ama ebeveynliğin kolay olanı yok arkadaşlar, kuralı da yok, doğrusu ve yanlışı da yok. Bazıları kendileri zorlaştırıyor, o ayrı mesele. Her aile yaşayarak kendi düzenini kurar, çocuklarını büyütürken anne-babalar da olgunlaşırlar. Püf noktaları var elbet ama size yapılan önerileri elemek elinizde, kiminin doğrusu diğerinin yanlışı olabilir. Rahat olun ve tadını çıkarın 😉

Dibek kahvesi; unutulmaya yüz tutmuş bir geleneğimizi yanlış tanıyoruz

Son yıllarda market raflarında bol bol görmeye başladığımız dibek kahvesi nedir? Sanıldığı gibi adını yetiştiği yerden değil yapıldığı teknikten alıyor. Öğütülmüş kahve çekirdeklerinin “dibek” denilen büyük taş havanlarda öğütülmesiyle elde edilir ve türk kahvesi gibi pişirilir. Değirmende öğütülmüş türk kahvesine göre daha ince olduğu için daha yoğun bir aroması olur. Eskiden, değirmenin yaygın olmadığı dönemlerde daha çok yapılırmış. 


Kahve dışında tahıl, mısır, vb öğütülmesinde de kullanılan dibek taşının günümüzde sadece tarihi değeri kalmıştır. Dibek taşıyla ünlü olan ve yurdumuzun birçok ilinde bulunan “Dibek” ilçeleri nedeniyle, çoğu kişi bu kahvenin adını geldiği yerden aldığını sanar. 

Ayrıca, Osmanlı kahvesi olarak sunulan kahveye son yıllarda dibek kahvesi diyenler var. Osmanlı kahvesi aslında türk kahvesi ve krema/süt tozu içerisine kakao, menengiç, keçiboynuzu, kakule gibi aromalardan birkaçının katılmasıyla elde edilen, hazırlayana göre içeriği değişen bir sunum şeklidir. Hazırlarken içine konulan türk kahvesi dibekte çekildiyse, dibek kahveli osmanlı kahvesi olur. Yani ikisi aynı şey değil. 

Zaten unutulmaya yüz tutmuş bir gelenek olan dibek kahvesinin bir de yanlış biliniyor olmasına gönlüm daha fazla razı gelmeyince herkesle paylaşmaya karar verdim, bir kişinin aklında kalsa bana yeter… 

4 yaştan inciler…

Yüra (rüya)

Güzeltmek (düzeltmek)

Sırımsıklam (sırılsıklam)

Alfalbe (alfabe)

Saylangoz (salyangoz)

Paylanço (palyaço)

Alak (ayak) / alakkabı (ayakkabı)

Isıymak (sığmak)

Arran (ayran)

Vavi (mavi)

Kurruk (kuyruk)

Yüzgar (rüzgar)

Gayba (galiba)

Kayp (kalp)

İkaye (hikaye)

Kavvaltı (kahvaltı)

Nofut (nohut)

Direkson (direksiyon)

Meymet (Mehmet)

Yındız (yıldız)

Baççe (bahçe)

Iklamur (ıhlamur)

Pikmik (piknik)

BLW hakkında…

Kısaltmaları sevmem ama bir kısaltma olduğunu dahi bilmeden kullananlar var bu populer bu harfleri; BLW, yani “baby led weaning” son yıllarda yenilikçi anneler arasında gittikçe yaygınlaşan bir bebek besleme yöntemi. Sıklıkla “blw” diye karşılaşabilirsiniz ama hem Türkçe’de hem de İngilizce’de kısaltmalar büyük harflerle yazılır, bu ismi de yabancı dilde kullanıyoruz ama bari onu da kuralına uygun kullanalım diye düşünüyorum.

Kısaca hatırlayacak olursak, bebek beslenmesinde ilk 6 ay sadece anne sütü öneriyoruz. Yeterince açık bir bilgi ama yine de daha da açmak istiyorum, “sadece anne sütü” derken şunu kastediyoruz, anne sütü dışında hiçbir besin verilmeyecek. (Vitamin, demir ve varsa ilaçları besinden saymıyoruz, onlar verilebilir.) Nedense son yıllarda 4-5 aylıkken diğer besinlerin tadına baktırmaya başlıyor aileler, neden yapıyorlar, kim öneriyor bilmiyorum. Tadına baktırmak aileler için beslemek sayılmayabilir ama bizim için beslemek olarak sayılıyor, sonuç olarak bebek bağırsaklarındaki bariyer yapı gelişmeden besinlerdeki antijenlerle karşılaşmış oluyor. Ayrıca anne sütü yalnızca süt değil, canlı bir doku. Bu nedenle anne sütü ile beslenen bebeklere, su da dahil, hiçbir besin 6 aylıktan önce verilmemelidir. Anne sütü alamayan bebeklerin ise yaşına uygun formula ile beslenmesi gerektiğini de kısaca bahsetmiş olayım.

6 aylıktan sonra tamamlayıcı beslenmeye başlıyoruz ama 1 yaşına kadar temel besin hala anne sütü(/formula). 6-12 aylık bu “weaning” dönemini “alıştırmak” diye çevirebiliriz ama aslında tam karşılığı değil. 6-9 aylık dönem tadım önemlidir, bebeğin diğer besinlere alışması, ısınması ile geçer. bebek bu dönemde anne sütü dışında da besinler olduğunun farkına varmalıdır. Yoksa bu dönemde bir kase çorba içmesini beklemiyoruz. 9 aylıktan sonra ise tadım dönemi artık bitmiş olmalıdır, artık bebek öğünlerinin bazılarında ek besinlerle karnını doyuruyor olmalıdır. 12 aylıktan sonra ise artık sofra yemeklerini yiyebilecek olgunluğa gelmiştir.

Ek besinlere başlarken ne vermeniz değil ne vermemeniz önemli, sakıncalı besinler doktorunuz veya Sağlık Ocağı’ndaki hemşireniz tarafından size anlatılmalıdır. Mümkün olduğunca taze mevsim sebze-meyveleri, taze mayalanmış süt ürünleri tercih edilmelidir. Yeni bir besin verildikten sonraki 2-3 gün boyunca başka yeni bir besin verilmesi önerilmez, hem olası bir allerjik reaksiyonu ayırdedebilmek hem de bebeğin damak tadının alışmasına yardımcı olabilmek için.

Çok detaya girmeyeceğim, ek besin önerilerimi kısa bir yazıda toplamaya çalışmak mümkün değil. Fakat işin kolayına kaçarak, her anneye önerdiğim ve benim de severek takip ettiğim Gurme Bebek sitesinden bahsetmezsem olmaz.

BLW yöntemi ek besine geçen bebeklerde kullanılan çok yeni bir yöntem. Prensibi kısaca şu: ne kadar ve nasıl yiyeceği kararını bebeğe bırakmak. Bebeğin damağıyla ezebileceği yumuşaklıkta ve büyüklükte besinler önüne koyulur, bebek eliyle, genellikle bir kısmını mıncıklayıp oynar, bir kısmını da ağzına götürüp çiğneyip yutar. Belki başta çiğnemeden yutar ama olsun, zamanla çiğnemeyi, ağzında yuvarlamayı öğrenecektir. Sebze ve meyveler haşlanarak/fırınlanarak yumuşatılarak verilir. Damağıyla ezemeyeceği sertlikte besinler verilmemelidir, solunum yoluna kaçma riski yaratır. Bu yöntemde kaşık, biberon, suluk, vb diğer yöntemlerle beslemek yok, ebeveynler kesinlikle yedirmiyor, bebeğin sadece kendisinin yemesi gerekiyor, yediği kadar. Sıvıları da ya bardaktan içmesi ya da pipetle içmesi öneriliyor.

DSC_0170-v2-1024x477

Fakat her yeni yöntem en iyi olmak zorunda değil. Ona göre iyi, şuna göre kötü diyerek bir genellemeye varmak ise doğru bir yaklaşım değil. Bebeğin gelişiminde gerçekten ne kadar faydası veya zararı olduğunu ancak kanıt değeri yüksek çalışmalar ile karar verebiliriz. BLW ile ilgili çalışmaların sayısı henüz çok az ancak her gün yeni çalışmalar yayınlanmakta, zamanla bilgi birikecek. Şu anki bilgilerimiz doğrultusunda sonuçlar genellikle olumlu, BLW uygulanan bebeklerin aile sofrasına adaptasyonunun daha iyi olduğunu, obezite riskinin azaldığını yazan kaliteli çalışmalar var. Ancak bazı çalışmalar da BLW yöntemiyle malnutrisyon ve özellikle mikronutrient eksikliğinin arttığını gösteriyor. Sanıldığı üzere, BLW’de boğulma riskinde bir artış bulunmamış şu ana kadar yapılan çalışmalarda. Az önce de yazdığım gibi, data henüz birikiyor, yeterince biriktiğinde yapılacak analizlerle daha net önerilerde bulunulacaktır.

Baby_weaning_day_one_avocado2

BLW yönteminde bu görüntülere hazırlıklı olmanız lazım 🙂

Baby-led-weaning-7-types-of-food-your-baby-can-eat-by-himself

Ben ise şöyle düşünüyorum; BLW oldukça faydalı, bebeğin beslenmeyi öğrenmesi ve sevmesi, besine uzanıp ağzına götürürken ince motor becerisinin artması, besini ağzında yuvarlayıp yutmayı öğrenmesi ve bu sırada tadını çıkarması, çiğnemeyi öğrenmesi, en önemlisi de ne kadar yiyeceğine karar vermesi ve kendini beslemenin zevkine varması açısından çok faydalı. Ama yeterli değil.

Öncelikle, BLW yöntemiyle verebileceğiniz besinlerin çeşidi çok sınırlı, sıklıkla kök sebzeler haşlanıp veriliyor ama bunların besin değeri de sınırlı. Daha çeşitli beslenmesi için yeşil yapraklı sebzeler, bakliyat, tahıl (örn. bulgur, irmik) da tüketmesi gerekir ki bunları haşlayıp/fırınlayıp bebeğin önüne koymak mümkün değil. Elma, armut, vb meyveleri de çiğ iken damağıyla ezmesi mümkün değil, haşlamak da besin değerini düşürür, püre dışında vermek çok mümkün değil. Sıvıların da pipetle veriliyor olması bana doğru gelmiyor, hem yeterince tüketemez hem de plastik içermesin diye yediği kaplara, içtiği bardaklara kadar herşeye dikkat ederken plastik pipetle yedirip içirmek garip geliyor. Yoğurt, kefir gibi kıvamlı sıvıları ise tüketmesi pipetle bile mümkün değil, kendi de eliyle yiyemeyeceğine göre, bu besinlerden mahrum kalması yanlış olur.

Baby-led-weaning

Geleneksel yani kaşıkla besleme de yanlış uygulamaya çok müsait bir yöntem. Ülkemizdeki ek besin anlayışı genellikle şöyledir: annenin (veya büyükannenin) belirlediği ve genellikle bebeğin yiyebileceğinden çok daha fazla miktarda, blenderdan geçirilmiş püre, pirinç unlu muhallebi bitene kadar (gerekirse burnunu sıka sıka) bebeğin ağzına tıkılır. Yine de yemiyorsa, o tabak bitene kadar karşısında birisi şaklabanlık yapar, oyuncaklar sırayla sahneye çıkar, ya da en kolayı televiyonun (/tabletin/telefonun/bilgisayarın) karşısına oturtup o tabak bitirilir. “Yeter ki yesin” diye bebeğin dikkatini dağıtıp, o anlamadan midesini doldurmak ise aslında çok tehlikelidir doyma hissinin oluşmaması ve dolayısıyla yeme bozuklukları, obezite gibi sorunlara yol açabileceği gibi bebekte yemek korkusu da yaratır.

Benim önerim BLW, ama tek başına uygulanmaması. Yiyebileceği tüm besinleri BLW yöntemiyle vermek, diğerlerini kaşıkla yedirmek her açıdan uygun olur. Ama istediği kadar verilmeli, zaten bebeği zorlayarak bebekte “yemek korkusu” ve “kaşık korkusu” yaratmadıysanız, içgüdüsel olarak doyana kadar yiyecektir. Yemek saatinde asla ve asla başka bir uyaran verilmemeli, televizyon(ve diğer ekranlar) ile çocukların dikkati dağıtılmamalı, oyuncak 1-2 tane oynayabilir ama abartıp da yemek saatini oyun saatine çevirmemeli. Bebek sofrada sadece besinlere konstantre olmalı, mümkünse aile sofrasına oturtulmalı. Bu sayede hem çatal-kaşık kullanmayı izleyecek hem de tüm ailenin bir araya geldiği o güzel anın sıcaklığını yaşayacaktır. Bebeklere (ve çocuklara) pazarlıkla yemek yedirilmemeli, “yemeğini bitirirsen çikolata vericem” gibi. Şahsi tecrübem, bebeklere/çocuklara aynı besinleri bir süre sık sık verdiğinizde çok alışıyorlar ve başka birşey yemek istemiyorlar. Bu yüzden mümkün olduğunca çeşitli ve farklı besinler sunmanızı öneririm. Özellikle takıldığı bir besin varsa, “yeter ki yesin” diye onu vermeyin, dengeli beslenmesi daha önemli. Çünkü alışkanlık ne kadar uzun sürerse ondan kurtulmak o kadar zor olur. İşte çok yemek seçen çocuklar bu şekilde ortaya çıkıyor. Örneğin kızım bir dönem yoğurda takmıştı kafayı, sofrada yoğurdu gördüğü an doyana kadar sadece yoğurt yemek istiyordu, başka birşey yemiyordu. Ne yaptık? Yoğurdu sofraya koymadık 3-5 gün, bir süre biz de yemedik. Dönem dönem ekmek, pilav vb birçok besinde yaşadık bunu, birkaç gün sofraya koymayınca unutuyor zaten. Ama hem sofrada var hem de siz yerken çocuğa vermiyorsanız, çocuk bundan çok yanlış anlamlar çıkaracaktır.

BLW ile ilgili yıllar içinde yöntemler eminim ki değişecektir ama böyle yöntemlere/kurallara takılmamanızı öneririm. Aslında elbette ki hiç bir yöntem mükemmel değil, her aile kendi düzenine göre kendi beslenme yöntemini zamanla geliştirecektir. Beslenmesi tabi ki önemli ama bebeğinizin aile sofralarının değerini, hazzını da yaşamasını da sağlayın. Şimdiden afiyet olsun…